Tağâ fiili ve tâğût kelimesinin Lisân – ul – Arab” adlı Arapça sözlükten tamamının tercümesi
Tağâ fiili ve tâğût kelimesinin Lisân – ul – Arab” adlı Arapça sözlükten tamamının tercümesi
|
Sığınıyorum Allâh’a taşlanmış şeytandan |
|
Adıyla Allâh’ın, merhametiyle kuşatanın, gereğince merhamet edenin |
Tağâ (aşırı taşkınlık yaptı = azdı) =
Ezherî ve leys’in açıklaması: tuğyân (aşırı taşgınlık yapmak = azmak) ve tuğvân (aşırı taşkınlık yapmak = azmak) (olarak kullanılır) (bu ikisi) tağâ (azdı) fiilinde bir lehcedir (bölgesel söyleyiş tarzıdır). Ve tağvâ (aşırı taşkınlık yapmak = azmak) ilk harfi üstün ile belirlenmiş (â okunuşlu) olarak onun gibi bir lehcedir (bölgesel söyleyiş tarzıdır).
Ve fiili tağavtu (azdım) ve tağaytu (azdım) ( şeklinde kullanılır) Ve (bu fiilin) adı tağvâ (azgınlık) dır.
İbni sîde (dedi) : tağâ (azdı) , yetğâ (azar) , tağyen (tağyun : azmak) ve yetğû (azar) , tuğyânen (tuğyânun :azmak) , anlamı ; ölçüyü geçti ve yükseldi ve yukarıya aştı küfürde (nankörlükte).
Ve vehb’in hadîsinde şöyle denir : “elbette bilgi’nin tuğyânı (azması) vardır , malın tuğyânı (azması) gibi”. Yâni bilgi , bilgiden her hangi birine benzeyen ile , sâhibini , kendisine serbest olmayana izin vermeye götürür. Ve onu kendisinden başkalarına sunar , bildirir ve onunla amel ederek (iş yaparak) onun (bilginin) hakkını vermez , mal idârecisinin (sâhibinin) yaptığı gibi. Ve isyânda sınırı aşanın hepsine tâğ (azgın) denir.
İbni sîde’nin sözü : tağavtu (azdım) , etğû (azarım) ve etğâ (azarım) , tuğuvven (tuğuvvun :azmak) , fiil çekimi tağaytu (azdım) ve tağvâ (azgınlık) fiil çekimi gibidir , o ikisinden fa’lâ fiil çekimi ölçeğindedir.
Ve ferrâ dedi : o ikisinden, o yüce Allâh’ın söyleyişinde , kur’ân’da örnek : (91 şems sûresi , 11’inci âyet)
“kezzebet semûdu bi tağvâhâ” = “yalanladı semûd (kavmi) azgınlığıyla”. (“bi tağvâhâ” : “azgınlığıyla”). (ferrâ) dedi : “bi tuğyânihâ (“azmasıyla”) demeyi kasdetti. Ve o ikisi tuğuvven (tuğuvvun : azmak) ve tağvâ (azgınlık) iki masdardır. Ancak elbette tağvâ (azgınlık) âyetlerin başında en uyumlu biçimi olandır , böylece bunun için bu âyette kullanılması tercih edildi. Onu görmedinmi , kur’ân’da dedi : (10 yûnus 10)
“ve âhiru da’vâhum enil hamdu lillâhi…” = “ve sonu da’vâ’larının (çağrılarının) övgünün (hamdin) …Allâh için olmasıdır”. Onun anlamı (“da’vâ”nın anlamı) “onların çağırmalarının (“duâ”larının) dır. (?).
(“tuğyânun” ve “duâun” yapısındaki kelimeler , “tağvâ” ve “da’vâ” yapısındaki kelimelerin anlamındadır demek istiyorsada , bu sadece bazı durumlarda bir anlamsal yakınlıktan ibârettir).
Ve zeccâc dedi : tağvâhâ (onun azgınlığı) kelimesinin aslı tağyâhâ (onun azgınlığı) kelimesidir , ve “fa’lâ” ölçeğindeki kelimeler (fiil kökü) “ye” harfli fiillerden olduğunda isim kelimesinde “vav” harfine dönüştürülür. İsim belirten kelime ve sıfat belirten kelimenin farkının belli olması için. Dersin , o tekvâ’dır (takvâ’dır) ve başka türlü değil , o tekaytu fiilindendir. ( (fiil kökü olan “tekaye” fiilinden) “ye” harfli fiilden türetildiği halde , isim olan tekvâ (takvâ) kelimesinde , “ye” harfi “vav” harfine dönüştürülmüştür). Ve o bekvâ’dır (geride kalış) , bekîtu (geride kaldım) fiilindendir. (“ye harfli fiilden “vav” harfli isim).
Ve dediler hazyâ (rezil) kadın. (“ye” harfli “haziye” fiilinden “ye” harfli isim kelimesi). Çünkü o kelime sıfattır.
Ve azîz Allâh’ın indirmesinde , kur’ân’da : (6 en’âm 110)
“…ve saçarız onları azmalarında bocalarlar”.
(azmalarında : tuğyanlarında : isim , sıfat tuğyân : azmak).
Ve tağıye (azdı) , yetğâ (azar) (çekimli olan fiilde ) onun gibidir. Ve etğâhu (onu azdırdı) mal. Yâni onu tâğ (azgın) etti.
Ve o Allâh azze ve celle’nin sözü : (69 hâkka 5)
“böylece semûd (toplumun)’a gelince , böylece helak edildiler azgın ile”.
(azgın : ettâğıye , tağ : azgın kelimesinin dişili).
Zeccâc dedi : et tâğıye (azgın) , onların tuğyânıdır (azmalarıdır). Âkıbet (ardından gelen , gelecek) ve âfiyet (kötüyü gideren) kelimeleri gibi isimdir. Ve katâde dedi : Allâh onlara bir bağırtı , haykırış gönderdi. Ve denildi et tâğıye ile (azgın ile) helak edildiler, yâni tuğyanlarıyla (azmalarıyla). Ebû bekir dedi : et tağyâ (azgınlık) yukarı aşmak ve küfürdür (nankörlüktür). Ve ortaya çıkardı şu sözü : ve binerseler tağyâlarına (azgınlıklarına) ve sapmalarına , böylece Allâh’ın azâbı onlardan uzak olucu değil.
Ve yüce Allâh dedi : (2 bakara 15)
“ve uzatır onları , azmalarında bocalarlar”.
(azmalarında : tuğyanlarında).
Ve tağâ (azdı) su ve deniz. Yükseldi ve yukarı çıktı , her şeyin üzerine , böylece onu kapladı.
Ve azîz Allâh’ın indirmesinde , kur’ân’da :
(69 hâkka 11) “elbette biz ne zaman azdı su , taşıdık sizi akıp gidende”.
(azdı : tağâ).
Ve tağâ (azdı) deniz : dalgaları çoştu. Kan tağâ (azdı) : kapladı veyâ basınç sebebiyle damarlar görünür oldu veyâ basınç sebebiyle aktı. Yayıldı . Kan basıncı (tansiyon) aşırı oldu. Çok su ile geldiğinde , sel tağâ (azdı). Ve ölçüyü aşan her şey , böylece muhakkak tağâ (azdı) , su (selâm ona) Nûh’un toplumuna ne şekilde tağâ (azdı) ise. Ve bağırtı semûd toplumuna ne şekilde tağâ (azdı) ise. Ve dersin : filanın tağy’ını (azmasını) işittim. Yâni onun sesini işittim. Bu huzeyl kabilesinin diline âit bir kullanıştır. Nâdir kullanışlarda : işittim bir toplumun tağy’ını (azmasını) ve onların şiddetli vuruşunu ve onların gürültüsünü. Yâni onların sesini.
Ve inek tağat (azdı) (tağâ fiilinin dişili ; tağat). Tetğâ (azar, dişi) : bağırdı (anlamında). İbni a’râbî (dedi) : inek için böğüren ve tağyâ (azgın) denilir. Ve mufaddal dedi :tuğyâ (azgın , denir). Ve esmeıy tağyâ (azgın) kelimesinin “tı” harfini üstünledi (“a” okunuşlu yaptı). Ve ibni enbârî dedi : ebû abbas tağyâ (“a” okunuşludur) dedi. Kısaltılmış , fiil çekimi yapılmamış , yalın kelimedir. Ve o küçük vahşî inektir (küçük dişi bizon’dur). Ve esmeıy’den nakledildi ki, o dedi : tuğyâ (azgın) , böylece ötreledi (“u” ile okudu). Ve tağyâ (azgın) vahşî inek (dişi bizon) için addır. Ve vahşî sığırdan (veyâ öküzden) küçüğü (bizonun veyâ erkek bizonun küçüğü) için tağyâ (azgın) denildi. Bundan (dolayı) kural dışı geldi (bu kullanış). Huzeyl kabîlesinden âizin oğlu umeyye dedi : (örnek kullanış) “ve ancak deve kuşu ve onun yavrusu ve tağyâ (azgın) (küçük dişi bizon) (tuğyâ :azgın) zinde beyaz (öküz) ile berâber”. Esmeıy dedi : tuğyâ (azgın) ötre iledir (“u” okunuşludur). Ve sa’leb dedi : tağyâ (azgın) üstün iledir (“a” okunuşludur). Ve o vahşî sığırdan (bizondan) küçük olandır (veyâ , vahşî öküzden (erkek bizondan) küçük olandır).
İbni berrî dedi : esmeıy’nin sözü , doğru olan odur, ve sa’lebin sözü yanlıştır, çünkü fa’lâ (ölçeğindeki kelime) ad olduğunda “ye” harfinin “vav” harfine dönüşmesi gerekir. Şervâ (satış) ve tekvâ (takvâ , sakınış) kelimeleri gibi. Bu iki kelime şeraytu ve tekaytu fiillerindendir.(“ye” harfli fiillerden oldukları halde ad olunca “ye” harfi“vav” harfine dönüşmüştür). Ve bunun gibi tağyâ (azgın) kelimesinin tağvâ (azgın) olması gerekir.
Dedi : bu esmeıy’nin sözüyle ilgilendirilemez. Çünkü fu’lâ ölçeğindeki kelime “vav” harfli fiilden olduğunda onda “vav” harfinin “ye” harfine dönüşmesi gerekir , dünyâ ve ulyâ kelimeleri gibi. Bu iki kelime denevtu (altına yaklaştım) ve alevtu (üstüne çıktım) fiillerindendir. (“vav” harfli fiillerden “ye” harfli ad oluşur).
Ve “et tâğıye” (azgın) yıldımdır. Ve “et tağye” (azman) : dağdan , zorlanılan yüksek yerdir. Ve denildi : dağın en yüksek yeridir. Cueyye’nin oğlu sâıde dedi : (örnek kullanış) “döktü lehîf ona ipleri tağyede (azmanda) (yalçın kayada) , kalkanın yüz üstü kapaklanması gibi , akbabayı geri sektirir”. Ve onun sözü “sektirir” yâni def eder , çünkü sabit duramaz onun üzerinde onun pençeleri , onun çıplaklığı sebebiyle. Ve her yüksek yer tağve’dir (azmandır). Ve denildi “et tağye” (azman) çıplak büyük kayadır (yalçın kayadır). Ve ebû zeyd dedi : “et tağye” (azman) her şeyden ondan bir atımlığıdır (birazcığıdır). Ve ortaya çıkardı sâıde’nin beyitini de , bal sağanı vasıflandırıyor. İbni berrî dedi : lehîf (bağrı yanık) üzüntülü olandır. Ve subûb , sibbun kelimesinin çoğuludur , anlamı ip’tir. Ve “et tağye” (azman) dağdan bir taraftır. Ve yulettu (üzerine yapıştırılır) , yüzü üzerine kapaklanır demektir. Ve minceb (kabuk âleti) kalkandır. Yâni bu “et tağye” (azman) (yalçın kaya) sanki o yüz üstü kapaklanmış bir kalkandır. (buraya kadar cueyye’nin oğlu sâıde’nin örnek verdiği cümlenin kelimeleri açıklandı).
Ve ibni arabî dedi :huss’un kızına “attan yüz adedi nedir” denildi . “tağy’dır (azgın’dır) kimin yanında olsa ve bulunmaz (böylesi)” dedi. Böylece ya tuğyân (azmak) olmasını demek istedi (bu kelime ile) , yâni o (at topluluğu) sâhibini tutğî <dişil> (azdırır) ve yâhut çokluğu kasdetmiş olması (mümkündür). Ve ibni arabî onu açıklamadı.
Tâğût
Ve et tâğût (aşırı azgın : kudurgan) kelimesi tekil ve çoğul ve eril ve dişile kullanılır. Onun ölçeği “fealût” ölçeğidir. Başka değil o aslında tağayût kelimesidir. “ye” harfi “ğayn” harfinin önüne getirildi.ve o üstünlenmiştir (“e, a” okunur). Ve ondan önceki harfin harekesi (okutma işâreti) üstün (“e,a” okunuşlu) olduğundan (“ye” harfi) “elif” harfine dönüştürüldü. Ve tâğût , lâhût ölçeğinde geldiyse , o dönüştürülmüştür. Çünkü o tağâ (tağaye : azdı) fiilindendir. (“ye” harfi fiilin aslında vardır). Lâhût kelimesinin her hangi bir harfi dönüştürülmemiştir, çünkü o “lâhe” fiilindendir. Rağabût ve rahebût kelimelerinin durumundadır.
Ve tâğût (kudurgan) kelimesinin ölçeğinin aslı “fealût” ölçeği üzere ölçekli tağayût kelimesidir. Sonra “ye” harfi “ğayn” harfinin önüne getirildi , kalıcılığının korunması için. Böylece tayeğût oldu. Ve böyle olunca onun ölçeği feleût oldu. Sonra “ye” harfi “elif” harfine dönüştürüldü, onun harekelenmesi (okutturulması) için ve öncesindeki harfin üstünlenmesi (“e,a” okunması) için. Böylece tâğût oldu.
Ve yüce Allâh’ın sözü : (4 nisâ 51)
“…güveniyorlar (îmân ediyorlar) cibt ve kudurgan’a…”. (kudurgan’a = tâğût’a).
Leys dedi : et tâğût (kudurgan) , onun (sondaki) “te” harfi fiilin aslında olmayan , fazla harfdir ve o tağâ (tağaye) fiilinden türetilmiştir.
(tâğûtun (kudurganın) ne olduğu hakkında (delilsiz) bazı sözler) ;
Ve ebû ishâk dedi:Allâh azze ve celleden başka kulluk edilenin hepsi cibt ve tâğût’tur (kudurgandır).
Ve denildi : cibt ve tâğût (kudurgan) kâhinler ve şeytanlardır.
Ve bâzı tefsirlerde denildi : cibt ve tâğût (kudurgan) , ahtab’ın oğlu huyey ve eşrefin oğlu ka’b adlı iki yahûdîdir. Ezherî dedi : bu , dil bilimcilerin dediğinin dışında değildir. Çünkü onlar o ikisinin emrine uyduklarında , böylece muhakkak Allâh’ın dışındakinden oldukları halde o ikisinin emrine uymuşlardır.
Ve dedi şa’bî ve atâ ve mücâhid : cibt , sihirdir ve tâğût (kudurgan) , şeytan ve kâhin ve sapmada baş olanın hepsidir.
Muhakkak tekil olur, Allâh teâlâ dedi : (4 nisâ 60)
“…istiyorlar yargılanmayı kudurgana (tâğûta) ve muhakkak emrolundular inkâr etmekle (kâfir olmakla) ona…”
(o denilerek tâğût : kudurgan tekil olarak kullanılıyor).
Ve muhakkak çoğul olur , yüce Allâh dedi : (2 bakara 257)
“ve onlar ki küfrettiler (kâfir oldular , inkar edici oldular) , dostları onların , kudurgan (tâğût) , çıkarırlar onları …”.
(çıkarırlar denilerek tâğût : kudurgan çoğul olarak kullanılıyor).
Leys dedi : başka değil , haber verdi tâğût’tan (kudurgandan) çoğulla , çünkü o cins ismidir , yüce Allâh’ın sözünün sınırlaması üzere : (24 nûr 31)
“veyâ çocuktur onlar ki üste çıkmadılar , kadınların avretlerinin üzerine”.
(çocuk kelimesi tekil olduğu halde , onlar denilerek çoğul olarak bildirilmişler, çünkü çocuk kelimesi burada cins ismi ; tür adı olarak kullanılmıştır). Ve kisâî dedi : tâğût (kudurgan) tekil ve çoğuldur. Ve ibni sikkiyt dedi : o fulk (yörünge aracı) kelimesi gibi erilleştirilir ve dişilleştirilir.
Ve yüce Allâh dedi : (39 zümer 17)
“ve (onlar) ki yanladılar kudurgana, kulluğa ona…”
(bu âyetteki “o’na” kelimesindeki “o” zamiri dişilere mahsus olan “hâ” = “o” zamiridir).
Ve ahfeş dedi : tâğût (kudurgan) , putlar (sanemler , büstler) için ad olur ve tâğût (kudurgan) insan ve cin’den olur. Ve şemir dedi : tâğût (kudurgan) putlardan (sanemlerden , büstlerden) olur ve şeytanlardan olur.
İbni arabî (dedi) : cibt yahûdilerin başkanıdır ve tâğût (kudurgan) hıristiyanların başkanıdır.
Ve ibni abbas dedi : tâğût (kudurgan) , eşrefin oğlu ka’b’dır ve cibt , ahtab’ın oğlu huyey’dir ve tâğût (kudurgan) kelimesinin çoğulu tavâğıyt (kudurganlar) kelimesidir.
Ve hadisde (denildi) :
“babalarınız(ın adları) ile ve tavâğıy (nin (azgınların) adları) ile sözleşme (hılf) yapmayın”.
Ve diğer bir rivâyette tavâğıy (azgınlar) kelimesinin yerine “…tavâgıyt(ın : kudurganlar’ın adlarıyla) sözleşme (hılf) yapmayın” denildi.
(kaynak) : (sahîhi buhârî , yeminler kitabı , 5). (sahîhi müslim , yeminler kitabı , 6). (süneni neseî , yeminler kitabı , 10). (ibni mâce , kefaretler kitabı , 2). (ahmed bin hanbel , 5 (62) ).
Buradaki tavâğıy (azgınlar) kelimesi , tâğıye (azgın) kelimesinin çoğuludur. Ve o (tâgıye : azgın) , putlar (sanemler : büstler) ve putların (sanemlerin : büstlerin) dışında , kendisine taptıkları , kulluk ettikleri ne var ise odur. Ve ondan (dolayı) : bu devs kabîlesinin ve hasam kabîlesinin tâğıyesidir (azgınıdır) denilir. Yâni onların taptığı , kulluk ettiği. Dedi : ve tavâğıy (azgınlar) kelimesi ile , kim tağâ (azdı) ve sınırı aştı ise onu kasdetmiş olması mümkündür , ve onlar onların azametlileri ve onların büyükleridir. Dedi : tavâğıyt’e (kudurganlara) gelince , işte bu , tâğût (kudurgan) kelimesinin çoğuludur ve o şeytandır veyâ putlardan (sanemlerden : büstlerden) birine tapmalarını , kulluk etmelerini kendilerine süsleyen , sevdiren ne var ise odur. Ve putlar (sanemler : büstler) için tâğût (kudurgan) denir. Ve tâğıye (azgın) rum (bizans) kıralıdır. Leys (dedi) : tâğıye (azgın) inatçı zorba (olan kişi)dir. Şümeylin oğlu (dedi) : tâgıye (azgın) , zâlim büyüklenen ahmak (kişi)dir.
Ve şemir dedi : tâgıye (azgın) odur ki , önem vermez gelen ne var ise ona , insanları yer ve onlara baskı uygular , vaz geçirmez onu zorlama ve uzaklaşma.
Tağâ fiili ve tâğût kelimesi. Tağâ fiili ve tâğût kelimesi. Tağâ fiili ve tâğût kelimesi. Tâğût.tâğût.tâğût.
Kaynak : Lisânul Arab
Tercüme : Ali kenan Aydın
Sayfa : http://www.enbuyukbir.net



Yorum Yapin